04.06.2018 19:02:32 | Son Güncelleme

Muharrem İnce'den Star TV'deki 'Seçim Özel' programında önemli açıklamalar

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, Star TV'de yayınlanan Nazlı Çelik'in sunduğu 'Seçim Özel' programında soruları cevapladı.

İşte Muharrem İnce’nin açıklamaları ve sorulara verdiği cevaplardan satır başları:

VAN VE KARS MİTİNGLERİ…

Dün İstanbul’daydık, nokta mitingler yaptık. Büyük İstanbul mitingi için antrenman yapıyoruz. Sonra akşam bazı büyükelçilerle iftar sofrasında buluştuk. İngiltere, yeni Zelanda, Kanada.

NELER KONUŞULDU?

Tanımak istiyorlar. Ne düşünüyorsunuz AB hakkında, NATO hakkında, S-400’ler hakkında. Nasıl yöneteceksiniz Türkiye’yi diye merak ediyorlar. Şu ana kadar 35-40’a yakın büyükelçiyle bir araya geldim. Onlara anlatıyorum, vizyonumuzu, ufkumuzu anlatıyorum. Kötülemeden, ülkeye zarar vermeden yapacaklarımızı anlatıyorum. Tanışmış oluyoruz. Onlar da seçimi kazanacağımıza inanıyorlar tanımak istiyorlar.

Küçük bir uçağımız var kiraladığımız, vatandaşlarımızın yaptığı bağışlardan kiraladık. Kars’a gittik, miting yaptık. Çobanların sigorta primini devlet ödeyecek, iki hayvan ilaçlarını devlet ödeyecek. Hayvancılığı desteklememiz lazım. Yoksa Uruguay’dan Arjantin’den hayvan almak zorunda kalırız.

Van’da bir baskıyı hissettim. İnsanlar alana girmeye çekiniyorlardı. Fotoğraf çektirmeye bile çekiniyorlardı. Buyurun içeriye dedim, bu bariyerlerin hepsini atacağız dedim. Ve inanır mısınız, muhteşem bir miting oldu. Karslı kardeşlerime de Vanlı kardeşlerime de çok teşekkür ediyorum. Yarın Ankara’nın çeşitli noktalarında buluşacağız. Oradan Aydın’a geçeceğiz.

Millet ittifakı için kaç sandık ön görüyorsunuz?

Ben 340 civarında çıkacağını düşünüyorum. Tek tek arkadaşlarım çalışma yapmışlar, onlara baktım. Bana getirilen çalışmaya bakarak gördüğüm 340 civarında.

‘APOLET SÖKME POLEMİĞİ’

Ben sayın generalin iftara katılmasında hiçbir sakınca görmüyorum. Söylenen 7-8 yalanı açıklayayım. Bir, meydanlarda TİKA’yı kapatacağım söyleniyor, ağzıma hiç TİKA’yı almadım. İki, iftara katılmasına karşıymışım. Hayır değilim, pekala katılabilir. Fakat Erdoğan orada bayrak demiyor, ordu demiyor, zafer demiyor. Muharrem İnce diyor, ‘çırak’ diyor. Beni eleştiriyor. Beni eleştirirken partililer alkışlıyor, generalin beni eleştirirken alkışlamasına kızıyorum. Bu bir siyasi faaliyettir, bunu yapamaz. Ben kendisini iftara çağırsam gelemez korkudan. Devletin çivisini çıkardılar. Yoksa iftara katılmış katılmamış benim umurumda mı?

Ama beni eleştirirken alkışlayamaz. Disiplin kanunun 20’nci maddesi açık. Subaylar, siyasi faaliyetlere katılamaz. Balkanları hatırlattım. Ordu siyasete girdiği için balkanları kaybettik. Fevzi Çakmak diyor ki, şu şu bakanların diyor, çalışmalarını beğenmiyorum diyor. Atatürk’ün sözü şu, “bu konulara karışmak mı istiyorsun? Karışabilirsin. Ama şu üniformayı çıkart” diyor. Benim eleştirildiğim bir yerde general alkış yapamaz. Sözümün arkasındayız, emekliye sevk edeceğiz. Kahramanlığı ayrı, kahramanlığını ödüllendiririz. Ama Erdoğan’a şunu sormam lazım. Sen Ergenekon Balyoz davasında 26 general hapse atılırken davanın savcısıydın. İlker Başbuğ’a terörist dediler sesini çıkartmadın. Engin Alan, Çanakkale’de ayağa kalkmadı diye Engin Alan’ı hapse attınız. Sana gelince ayağa kalkmayan hapse girecek, terörist olacak. İnsanları hapislerde çürüteceksin. Beni eleştirirken alkışlayacak. Özür bekliyorum. Yarın ben cumhurbaşkanı olduğumda, Erdoğan’ı eleştirirken bir general alkışlasa Erdoğan’ın hoşuna gider mi? AK Partili kardeşlerimin hoşuna gider mi?

Ben alkışlama derim. Üniformasıyla o iftara davet etmem. Askerler yurt savunması yapacaklar, siyasetin içinde olamaz.

İftara katıldığına kızıyormuşum, hayır kızmıyorum. Fabrikaları kapatacakmışım, buna kargalar güler. Köprüleri yıkacakmışım, bu zavallılıklarının bir işareti. Yardımları kesecekmişim, tam tersine artıracağız.

Ben imam hatip liselerinde öğretmenlik yaptım. Şu anda 1,5 milyon imam hatipli çocuk, acaba bunları diyorum hangi sektörlerde değerlendirelim? 1,5 milyon imam hatipli çocuğumuz işsiz. İmam hatipliler de fen liseliler de benim evladım.

Ben oğlumun düğününde zeybek oynamışım, almışlar bu fotoğrafı cami fotoğrafına monte etmişler. Bisikletli fotoğrafımı cami fotoğrafıyla sosyal medyada… Zavallılar, üzülüyorum bunlara acıyorum.

İçişleri Bakanı Soylu’nun bir açıklaması oldu, “Çıkmış, Cumhurbaşkanımızın yemeğine Zeytin Dalı Operasyonu’nun kahramanı olan Metin Temel Paşa kalkmış alkışlamış diye Muharrem İnce efendi ’senin apoletlerini sökerim’ diyor. Sen çivi dahi sökemezsin de öyle bir yeteneğin yok da senin. Benim ona bir tavsiyem var, hafif şerefliysen o kahramanın apoletlerini söker, sana yakıştığı şekilde Demirtaş’ın omzuna takarsın onları” şeklinde. Ne diyorsunuz?

Süleyman Soylu’nun Bafra’da Erdoğan’a ne söylediğine bakarsanız, Süleyman Soylu’nun ne kalitede olduğunu anlarsınız. Benim ne PKK ile ne FETÖ ile ne IŞİD ile işim olur. Benim geçmişim belli. Yapışmaz bunlar. Bunlara gülüp geçerim. FETÖ’cü PKK’lı arıyorlarsa kendi içlerine baksınlar.

FETÖ’cü arıyorlarsa, Bekir Bozdağ’a baksınlar. O meclis kürsüsünde neler söylediğine, ‘Fetullah Gülen büyük kıymettir’ diye bize serzenişlerini hatırlasınlar. Bunlar boş laflar. O komutan Afrin’de hizmet etmiş olabilir, kahramanlık yapmış da olabilir. Kahramanlık yapmış olması siyasete girmesi gerekmez.

Pensilvanya’ya gittiğini söylediniz. Sizin iddianızı sorduğumda, Altuniza’de de görüştüğünü ama icazet almaya gitmediğini, ‘ispatlamazsa namerttir’ dedi. Kim o isim?

Dedi ki, Amerikalılar da aramadı da işlettiler mi dedi. Sayın Erdoğan telefonlarımı mı dinliyorsun? O görüşmeyi kendi telefonumdan yapacağımı

Alışkınsınız siz insanların telefonlarını dinlemeye. FETÖ ile beraber dinliyordunuz. İkinci soru, beni arayan kişi görüşmede olan kişi. “Biz beraber görüştük” diyor.

Sizi arayan Amerikalılar kim?

Onu söyleyemem. Ben 24 Haziran’dan sonra cumhurbaşkanı seçildiğimde açıklayacağım hepsini. Haber gönderdim, kimliğini açıklamak istiyorum dedim. İnanıyorum doğru söylediğine, ayrıntı anlatıyor çünkü. İsmini vereyim mi, ‘verme’ dedi. Kazandığın gibi ver dedi. Bu görüşme doğru, görüştüler. Nasuhi Güngör’ün kitabı ne diyor? “Görüştüler” diyor. O kadar zor durumdalar ki, tweet atmış, kitabımın arkasındayım diye 3 sene önce. Şimdi o kitabım belgelere dayanmıyor diyor. Bu kalitedeki adamı TRT Haber dairesine başkan yaptı Erdoğan. Devlet çöktü, gelenekler yok oldu.

Annenizin de rahatsız olduğunu söyledi…

Bu kadar yalancı olan bir Erdoğan’dan ne beklersin? Annemle görüşmüş mü ki? Annemin rahatsız olduğunu nereden biliyor? Telefonlarımı mı dinledi? Yalancının dik alası. Bu laf mı şimdi yani? Annemle konuştun mu da rahatsız olduğunu biliyorsun? Rizeli olmak dışında ikinizin ortak bir yanı mı var? Yalan söylüyor düpedüz.

Bakanlık önce sizi tek başına bir inceleme yapabileceğinizi ifade etti. Özgür Özel açıklama yaptı, 4 kişilik ekip ilk incelemeleri yaptı. İlk değerlendirmeler geldi mi?

“Gelsin kendisi incelesin” dediler. Hayır ben gitmem dedim. Bir haftaya yakın cevap vermediler. Uçağa binerken bugün, arkadaşlarım dedi ki, gitmiş avukatlar ilk incelemelerini yapmışlar. Ben acele şekilde sizin programınıza yetişeceğimi söyledim. Yarın sabah bilgi alacağım. Ya da gece bilgi alabileceğim.

Fetullah Gülen’i alabilecek misiniz?

Çok basit. Akşam büyükelçilere de bunu söyledim. Amerika, AB bizim yargı sistemimize laf ediyorlar değil mi? Hadi ABD’liler güvenmiyor, Avrupalılar güvenmiyor. Peki siz güveniyor musunuz? Ben güvenmiyorum. ayağa k alkan yargıçlar bu doğru değil. Amerikalıların eline nede bir koz veriyorsunuz? Siz yargınızı 81 milyona inandırırsınız. Türk milleti eğer yargının tarafsız olduğuna inanırsa, Amerika’yı ya da AB’yi ikna etmeniz kolaylaşır. Dersiniz ki, ben yargıma güveniyorum. Ben cumhurbaşkanı olsam, yargıya güveniyor musun? Hayır güvenmiyorum. Erdoğan istediği kişiyi hapse attırabiliyor, istediği kişiyi çıkarttırabiliyor.

Neydi Alman, Deniz… Ajan teröristti, serbest kalsın dedi kaldı. Cumhurbaşkanını da yargılayabilecek bir sistem lazım. Erdoğan ile benim aramdaki fark şu. O FETÖ’nün ayağına gitti, ben FETÖ’yü ayağıma getireceğim.

Kılıçdaroğlu’nun kendi koltuğunu sağlama aldığını söyledi. Sizi öne sürdüğünü söyledi. Eğer cumhurbaşkanı seçilemezseniz ne yapacaksınız?

Sayın Erdoğan, ziyarete gittiğimde yüzüme söyledi. “Bay Kemal, sizi harcadı” dedi. “Genel başkan olacaktın, şimdi olamayacaksın” dedi. Dedim ki, “Hayır, sayın Kılıçdaroğlu birini harcadı ama sizi harcadı” dedim. Çünkü ben cumhurbaşkanı seçileceğim dedim. Zor iştir, bu tür konumlarda olan insanların egoları olur. Onu yıkıp atmak kolay iş değildir. Onun için harcama yok. Harcanacaksa Erdoğan harcanacak, ben cumhurbaşkanı olacağım.

Yalova seçimlerini hatırlasınlar yurttaşlarımız. 48 saat sandalyenin üstünde bekledim orada. Muharrem İnce’nin oylarına hiçbir şey olmayacaktır. O oyları Yalova’da nasıl çaldırmadıysam Türkiye’de de çaldırmayacağım.

Halka daha yakın bir portre çizmeniz, üslubunuz. Erdoğan’ın sol siyasetteki benzeri olduğunuz yorumları yapılıyor. Nasıldı ilk intiba?

Ben yabancı basında bir iki şey okudum. Şöyle yorumlar var, “ezber bozan solcu” “muhafazakar ailenin ezber bozan çocuğu” “CHP’nin 60 yıldır dokunamadığı kesimlere dokunuyor” Hep söylediğim buydu zaten. Hiçbiri yapmacık değildir, doğaldır. Hiçbiri plan dahilinde değildir. yolda gidiyoruz Osmaniye’de baktım bir traktör gördüm. Ben o traktörü çok kullanmış birisiyim. 11 yaşında bindim, o zaman ehliyet mehliyet sormazlardı. O traktörün saman toplarken toz içinde olduğunu biliyorum. Siz bilmezsiniz, köy çocuğu değilsiniz. Bile bile bindim, birkaç balya saman yaptım. Ne o traktörü planladım ben, dur dur bir dakika dedim. Sonra bazı arkadaşlarım, gazeteciler arkamdan geldiler. Dediler ki, “biz toz içinde kaldık” Ama ben bilerek gittim.

Galata köprüsünde o balıkçıları çok seyretmişimdir. Geçerken, dur dur balıkçılar var. Oltayı attık, istavritler çıktı. Geri attık onları. Eyüp Sultan’a gittik. Orada üzüldüm de. Dedi ki bir gazeteci arkadaş, Eyüp sultan dedi seçim dönemlerinde Erdoğan’ın gittiği yerdir, ilk kez başkasını görüyoruz. Dedim ki böyle bir şey olabilir mi? Eyüp Sultan bizim mübarek yerlerimizden birisi. Nasıl Erdoğan ile özdeşleşebiliyor? Erdoğan ile de özdeşleşir, sayın Demirtaş ile de sayın Bahçeli ile de… Orası hepimize ait. Neredeyse “gelmeyin camiye” diyecekler. Ben 54 yaşında bir kez gitmedim ki Eyüp Sultan’a? Bir kere 50 kere namaz kılmışımdır.

Ben ilkokula giderken, anam şöyle bir adak adamış. Çocuğum ortaokula Yalova’ya gitsin, döndüğünü göreyim Eyüp Sultan’a götüreceğim. Bir şeyler adamış. İlk 11-12 yaşında gittim. Okuyup okumayacağım yaşayıp yaşamayacağım belli değildi. Geçen evimizin karşısında bir market var Ankara’da, gezilerin yarısına geliyor eşim de. Diğer yarısında evde işler oluyor, o işlere bakıyor. Eve geldik, dedim ki akşam kalacak mıyız ne olacak falan. Dolaba baktık bir şeyler eksik. Dedik bir şeyler alalım şuradan, dolapta olsun. Hadi dedik şuradan alışveriş yapalım. Saate de baktık zamanımız var, markete gittik beraber. Tabi herkes takip ediyor bizi. Şuradan çıksam 100 metre yürüyemiyorum. Anında haber oluyor, görüyorlar.

Asansörde yer vermediler bana. Söylerim bunları saklım gizlim yok. Türkiye farklı bir cumhurbaşkanı ile tanışacak. Hiç yalan söylemeyeceğim. Kürt sorununu yalan söylemeden çözeceğim.

Kendinizi Erdoğan’a benzetir misiniz?

Hayır hiç benzetmem.

İki rakibiniz var. Bir Erdoğan, iki Akşener.

Bütün adaylara başarılar diliyorum.

Akşener de size destek verir mi?

Verecektir diye düşünüyorum. Ben muhalefette olan adaylarla ilgili söylediğim tek şey şu. Sadece onlara destek olun. İmza lazımsa imza verin. Çöp kamyonuyla önünü kesmişlerse sadece destek olun. Hiçbir tartışmaya polemiğe girmeyin. Erdoğan ayrı, muhalefet adayı değil. Erdoğan 16 yıldır yönetiyor ülkeyi.

DEVAM EDİYOR...
DEVAMI

Bahar geldiğinde bir değişiklik yaparsınız değil mi? Mobilyaların yeri değişir, kıyafetler yer değiştirir. Türkiye'nin işte buna ihtiyacı var. Huzur, huzur. Türkiye’de huzur yok. Sürekli bağırıp çağıran bir adam var. “Ey Merkel, ey Trump, ey Hollanda” Sayın Erdoğan Ortadoğu’nun eşbaşkanı. Ben size büyük Türkiye'nin başkanı olmak istiyorum. İçerde barış, dışarıda barış diyorum. En büyük zenginlik huzur. Memleketin huzurlu olması lazım. 15 ila 29 yaş arasında 5 milyon gencimizin kaydı yok.

Bir iki örnek vereyim. Gençlerin bu hali benim içimi acıtıyor. 15 yaş düzeyindeki çocuklarda yaşam memnuniyeti 3 öğrenciden birisi mutsuz. Ve sonuncuyuz OECD ülkeleri arasında mutluluk araştırmasında. OECD ülkeleri 70 ülke, fen’de 52’nci, matematik 49’uncu, okuma beceresinde 50’nci sıradayız. Hukukun üstünlüğünde 101, basın özgürlüğünde 161 ve yakında G-20’yi kaybedeceğiz.

Sayın Erdoğan ile Muharrem İnce'nin seçilmesi mi önemli? Çocukların sınavı mı önemli? Çocukların sınavı önemli. Normalde, 24 Haziran’da olacaktı sınav. Seçim var diye, çocukların sınavını ötelediler. Sınava girecek olan gençler, kabine girdi. Peki şimdi LGS var. Bu LGS, sınava girdi çocuklar. 22 Haziran’da açıklanacaktı, ne yaptılar şimdi? 26 Haziran’a aldılar. Niye? 22 Haziran’da açıklanacak bir sınavı neden 26 Haziran’a aldılar. Çünkü biliyorlar ki 1 milyon 200 bin çocuk girdi, bunların 200 bini yerleşecek. Sorun ne burada? Çözümünü anlatayım. Bir nitelikli okul var, bir niteliksiz okul var. Sen bunu kaldırmadan, nitelik farkını kaldırmadan… Erdoğan torunuyla sohbet ediyor “Bizim zamanımızda TEOG mu vardı” diyor. TEOG kaldırılıyor. Senin eğitimde bu zır cahil olduğunu gösterir.

Akşener diyor ki, Erdoğan karşısında beni değil İnce’yi görmek istiyor” dedi.

Ben o tip ithamlarda kimseye bulunmam. O tartışmalara girmem. Biliyorum ben ne olduğunu, konuşmak doğru olmaz. Ben oy oranlarımızı da biliyorum. Ona vermez, onun kalmasını ister… Erdoğan benimle başbaşa kalmak istemez. Bu kadar basit bu. Ola ki ikinci tura kalır, onun için hiçbir şekilde muhalefetteki arkadaşlarımızla tek kelime bir polemik içine girmeden götürmek istiyorum.

Demirtaş ile ne konuştunuz?

Ben herkesi ziyaret ettim. Ne var ki bunda? Kim ne derse desin, yaptığım işin doğru olduğuna inanıyorum.

İkinci tur için destek istediniz mi?

Bu konu açılmadı tabi. Önce Akşener’i sonra Karamollaoğlu’nu sonra Demirtaş’ı ziyaret ettim, sayın Erdoğan’ı ziyaret ettim. Herkese başarılar diledim. Onların banka hesaplarına 500’er lira yatırdım. Amacım siyaseti yumuşatmaktı. Amacım barış ortamını sağlamaktı. Ona katkı sağladığımı düşünüyorum.

Şöyle bir iddiası var karşı tarafın, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP teşkilatı HDP’ye el altından barajı aştırmak istiyor.

Böyle bir şey olabilir mi? Biz hayır kurumu muyuz? Kızılay mıyız biz? Siz bizim milletvekili adayımızsınız. 4’üncü sıra adayısınız. Parti el altından HDP’ye oy verin derse, siz duyarsanız kıyameti koparmaz mısınız? Hiçbir parti bunu yapamaz. Bunu diyenler, siyasetin uygulamasını bilmeyen insanlar. Sayın Kılıçdaroğlu istese de yapamaz. Sayın Erdoğan şunu yapabilir mi? BBP’nin barajı geçmesi için şuralarda destek olun diyebilir mi?

HDP barajı geçmeli ifadesi o anlama gelmez mi?

HDP barajı geçmeli demek başka bir şeydir, ona destek olun demek başka bir şeydir. Biz hayır kurumu değiliz. Gönül arzu eder ki barajı geçen parti sayısı 10 olsun. 5 tane 6 tane 7 tane olsun.

Bu iddiayı ortaya atanlar siyaseti bilmeyen insanlar.

İkinci tura kalırsanız Kürt seçmenden oy alabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Bana bozkurt işareti yapıyor, “oyum partiye, cumhurbaşkanlığı oyum sanadır” diyor. HDP’nin barış işaretini yapıyor “oyum sana” diyor. Kürtler bu memleketin evladı değil mi? Neden vermesinler yani? Onlar sıkışmış durumdalar. Çok oy alacağımı düşünüyorum.

Barışacağız, büyüyeceğiz, bölüşeceğiz. Bir kere yalan söylemeyeceğim. Diyarbakır’a gidip milliyetçiliği ayaklar altına almayacağım. Rize’de milliyetçilik yapmayacağım. Muhatap TBMM’dir. Ne kandil, ne oslo. Muhatap TBMM. TBMM’de seçilmiş partilerden eşit sayıda, oy oranına bakmaksızın bir komisyon kuracağız. Ve TRT’nin kanallarından birisini bu konuya tahsis edeceğiz. Zaten hiçbir işe yaradığı yok TRT’nin.

Şimdi, yasa gereği 10 dakika konuşma… Bana şu gün konuşmanızı yapın. “Alın sizin olsun. Al onu da Erdoğan’a ver” İstemiyorum, onların olsun. Nasıl olsa üç beş günlük ömürleri kaldı.

Bir, yapamayacağımız bir şeyi vaat etmeyeceğiz. İki milletin gözünün önünde yapacağız. OHAL’i 48 saat içinde kaldıracağız.

İlk icraatınız ne olacak?

Ekonomik kurulu toplayacağım. Şu an benimle çalışan arkadaşlarım, kamudaki ekonomi çalışanları, bir ekonomi değerlendirmesi yapacağız hemen.

Önceliğimiz ekonomi. Bakın enflasyon bugün açıklandı, 12,64. Son 15 yılın en yükseği. Mehmet Şimşek bir süre daha devam edecek dedi. Bu tweeti Türkçe atmadı, İngilizce attı. Dünya ortalaması 3,85. Gelişmiş ülkelerde 1,93. G7’de 1,85. Bizim halimizi görüyor musunuz? Türkiye klasmanı, gelişmekte olan ülkelerdeki ortalama 5,87. 12,64 nerede 5,87 nerede?

Mayıs enflasyon sepeti, 407 ürün var içinde. 279’unun fiyatı artmış. Ne yapacağız? Bir, bir kere Merkez Bankası bağımsız olacağız. CHP genel merkezine çağırmayacağım. İki, kamu görevlileri hepsini görevden alacağız asla böyle bir şey olmayacak. Kamu bankalarını yeniden yapılandıracağız. Ziraat, Halk Bankası, Kalkınma Bankası gibi. Neye bakacak bunlar? Ziraat Bankası kredilerin yüzde 80’ini çiftçilere, Halk bankası esnafa verecek. Düzenleme yapacağız.

Asla sabit kur falan bu maceralara girmeyeceğiz. Giderimiz fazlaysa ne yapacağız? Borç alacağız, para basacağız, tasarruf edeceğiz. Üç yolu var, bilen varsa söylesin.

130 milyar borcu vardı 2002’de şimdi 450 milyar dolar borcu var. Yani 320 milyar dolar dış borç artmış Erdoğan döneminde. Dedim iki, Erdoğan ile benim farkım şu, bu parayı nereden borç aldık biz? Londra’dan aldık New York’tan aldık Dubai’den aldık. Bu para fabrikaya yatırıldı mı? Hayır. Bu para taşa toprağa betona yatırıldı. Dedim onlara ve paranın önemli bir kısmı çalındı. Bu para yurt dışında.

Kaç olacak dolar?

Onu bilemem, ama artmayacak. Bir günde duracak. Akşam şunu söyledim 320 milyar dolar borç aldılar. Sizin borcunuzu ödeyeceğiz merak etmeyin. Ama yeniden borç istersek onu taşa toprağa gömmeyeceğiz dedim. Rüşvet olmayacak kamuda dedim. Kamu ihale kanunu 180 kere değişti. Ne demek bu? 5 liralık bir işi 25 liraya yaptırdılar. Hani diyor ya, batılılar bizim iflas etmemizi istiyormuş. Ya niye istesin, adamın alacağı var. Senin iflas etmeni ister mi? Parasını tahsil etmek ister.

865 milyar dolar vergi toplamışlar 60 milyar dolar da özelleştirme var, 320 milyar dolar da borç yapmışlar. Peki bu kadar para, vergi, özelleştirme, borç, ne oldu da ne yaptılar bunun karşılığında? Yaptıkları köprü osu şusu 60 milyar dolar. GAP var mı? Yok. Karakaya Barajı var mı? Yok. Paralar çalındı. En büyük gelir tasarruf.

Eskiye dönüş değil bu. Bu sistemi beğenmiyoruz, cumhurbaşkanlığı sistemini beğenmiyoruz. Eski parlamenter sistem iyi miydi? Hayır o da iyi değildi. Daha da iyisi olmalı. Hesap veren, şeffaf, muhalefetin söz haklarının kısılmadığı… Onun için Akşener’in söylediği iyileştirilmiş parlamenter sistem kulağıma çok hoş geldi.

Erdoğan, ‘elektrikli akıllı otomobil üreteceğiz’ dedi. Muharrem İnce neden yerli otoya karşı?

Hayır karşı değilim. Anlaşamadığımız yer şurası. Türkiye takım elbiseyi dikiyor. İtalyanlar gelip elbiseyi diktiriyorlar, alıyorlar marka diktiriyorlar. 1’e alıyorlar 15e satıyorlar. İtalyanlar zeytinyağı alıyor, şişelere koyuyor, markası var 20 katına satıyor.

Otomobilde para kazandığımız yok. Otomobil yapılıyor, para kazanmıyoruz. TV yapıyoruz, 10-15 euro kazanıyoruz. Niye? Marka yok ortada. Tasarım yok, teknoloji yok.

Ben olsaydım ne yapardım biliyor musunuz? Volvo iflas etti, Volvo bir markadır. Ben olsaydım devlet desteğiyle alırdım. Türk müteşebbislerine iş makinesi ürettiririm. Dünyada bunun örnekleri var, iyi bakmamız lazım.

1980’de Güney Kore ile Türkiye aynı konumdalar. 2 bin dolar milli gelirleri var. 1996’da Güney Kore iflas ediyor. Sonra 5 büyük şirket var, devlet çağırıyor. Diyor ki, siz artık birbirinizle rekabet etmeyeceksiniz, dünya ile rekabet edeceksiniz. İki şey vereceğim, para vereceğim ve ARGE desteği vereceğim. Şu anda, o 5 şirketin ihracatı 250 milyar dolar. Güney Kore’nin kişi başı geliri 30 bin dolar. Türkiye 7 bin dolara düştü. Nasıl yaptı bunu güney Kore? Kindar nesille mi? Dindar nesille mi yaptı? İyi yetişmiş mühendisleriyle yaptı. Özgür olacak, tweet atamayan adam WikiPedia’ya bakamayan adam yaratıcı olamaz. Korkan, telefonlarım dinleniyor mu diye korkan bir nesil hiçbir şey yapamaz. Ancak veririz 1000 doları, batının yaptığı telefonları kullanırız. Böyle olmaz, doğru değil. Erdoğan çağını tanımıyor, bilmiyor.

Erdoğan’ın fizik öğretmeni eleştirisi ve Binali Yıldırım’ın merkez kuvvet eleştirisi…

Erdoğan’a söyleyeyim, fizik öğretmeni olmak yetmez ama diploması olması gerekir birinin.

Sayın Binali Yıldırım’a da yumuşak G’nin üzerinde şapka var mı yok mu onu öğrensin, sonra merkez kuvvete gelsin.

Devletin politikası değil, Erdoğan’ın Esad ile kişisel probleminden 40 milyar dolar zarar ettik. 2 milyar saraya buluyorsun, öğretmenlere bulamıyorsun. Böyle bir şey olabilir mi? Sanayimizin yüzde 79’u çalışıyor, yüzde 21’i atıl. Meralar atıl, devreye sokarız para. Denizler atıl, devreye sokarız para.

Türkiye’nin sihirli bir gücü var. 29. Türkiye nüfusunun yaş ortalaması. Bizim petrolümüz bu. Ama bunu doğru çıkarmamız lazım, işlememiz lazım. Bu genç nüfusu iyi eğitirsek 5 sene sonra bambaşka bir Türkiye olur.

Dindara bir lafım yok. Dindar nesil yetiştirilmesine lafım yok. Dindar nesil yetiştirme görevi devlete ait değildir, aileye aittir. Ama kindar nesil yetiştiremezsin. Buna engel oluruz. Dindar nesil yetiştirmek istiyorsa aile yetiştirir. Din dersini İstemeyene vermeyiz, isteyene istediği kadar veririz. Seçmeli koyarız, isteyen girer. “Ben istemiyorum” Sen de girmezsin, bu kadar basit.

Ben AK Partili oy veren kardeşlerime sesleniyorum. Çocuklarınız bize emanet. Perişan ettiler çocukları. Eğitimde asla dayatma olmayacak. “TEOG’u kaldırın hop” böyle bir şey olmayacak. Ben şunu yapacağım. Cumhurbaşkanı olduğumda masanın etrafına herkesi toplayacağım. AK Partililer olacak orada, MHP’liler, HDP’liler, Saadetliler İYİ Partililer olacak. Bir sınav sistemini bizim aklımızda, bir çalışma yaptık. Bir model var, sınav sistemi de var, eğitim sistemi de var. Ama bunu dayatmayla yapmayacağız, uzlaşmayla yapacağız. Yarın, benden sonra başka biri başbakan cumhurbaşkanı olduğunda o da bozmayacak bunu. Eğitimde uzlaşamazsanız hiçbir şeyde uzlaşamazsınız. Eğitim bir siyasal hesaplaşma alanı değildir. eğitim hayallerini gerçekleştirme yeri değildir, dayatamazsın.

Erdoğan ne halka benim çocuğumu kindar yetiştirecek? Benden üç puan fazla oldu diye, eğitim sistemini kindar yapacağım… Ne hakla?

Finlandiya’da şu anda siyasi partiler değiştiğinde eğitim sistemi değişiyor mu? Norveç’te değişiyor mu? ABD’de değişiyor mu? Niye? Eğitimde ulusal uzlaşmasını kurmuş, biz de kuracağız.

AF TARTIŞMALARI. SİZ AF KONUSUNDA BÖYLE BİR ADIM ATAR MISINIZ?

Böyle bir düşüncem yok. Adalet yoksa affın gelmesi bir işe yaramaz. Adalet yoksa, iki sene sonra yenisini çıkartmak zorunda kalırsınız. Adaletle uğraşırsak kendiliğinden bazı aflar gelir zaten o zaman. Önce yargıyı düzelterek, o kendiliğinden bazı afları doğuracaktır.

ÜÇÜNCÜ HAVALİMANININ İSMİ TARTIŞILIYOR. ADINI NE KOYARDINIZ?

Uzlaşmayla koyardım. En çok uzlaşabileceğimiz Atatürk’tür. Hem öbür Atatürk Havalimanı kapanıyor. Atatürk, yakışır. Daha başka bir şey de olabilir. Ama bence Atatürk yakışır. Ayrıca şimdiki Atatürk Havalimanı’nın yerini millet bahçesi yapacağız diyor da, hiç inanasım gelmiyor. Oraya rezidans yapmadan vazgeçmezler. Yine kenara bir şey sıkıştırırlar. İstanbul’da mezarlıklardan başka yeşil alan kalmadı. İnşallah orayı ben park yapacağım, merak etmesinler.

BEDELLİ ASKERLİK KONUSU… YEŞİL IŞIK YAKILDI GİBİ..

Bir dönem yeşil ışık yakıyor, bir taraftan kapatıyorlar. Biz askerlikle ilgili yeni düzenleme yapacağız. Böyle olmaz, bedelli askerlik yapmak isteyenleri anlıyorum. Belli yaştalar, iş düzenleri var. Bugün tam Van’dan uçağa bineceğim, özel harekatçı bir çocuk ağır yaralanmış, tam havalimanının içindeyim. Hala gözümün önünden gitmiyor çocuk. İki tane küçük uçak yan yana duruyor. Biri sağlık bakanlığının, biri bizim uçak. Dikkatimi çekti sağlık bakanlığının uçağı, ne oluyor orada dedim. Dediler ki yaralı bir polis var dediler. Baktım uçağa bindirmek üzerelerdi, koşarak gittim. Gördüm çocuğu, kendinde değildi. Doktora sordum, kim doktor diye sordum. Nasıl dedim, ‘ciddi’ dedim. Daha fazla da rahatsız etmek istemedim. Şimdi bu çocuklar da var.

Yani fakir evlatları şehit olurken… Ben bedellileri anlıyorum dedim ama fakir evlatlarını da anlamak lazım. Bunun yolu herhalde Türkiye cumhuriyeti yurttaşlarının tümünü 2 ay askerlikten geçirip, profesyonel bir ordu kurup, bu ortamda seçim öncesinde askerlik üzerinden oy devşirmeye çalışmak… “Bak sana bedelli çıkaracağım oy ver” falan bu Türkiye Cumhuriyetine yakışmaz, bu benim gündemimde yok.

Yorumları göster