16.04.2018 07:10:24 | Son Güncelleme

Turgut Özal'ın en yakınındaki isimden ölümüyle ilgili çarpıcı açıklamalar

Turgut Özal'ın yıllarca en yakınındaki isim olan Engin Güner, anılarını anlattı. Özal'ın, önce öğrencisi, ardından başdanışmanı olarak görev yapan Güner, Özal'ın ölümü hakkında da konuştu.

  1. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölüm yıldönümü olan 17 Nisan öncesi, Özal'ın en yakınındaki isimlerden Engin Güner, anılarını anlattı. Sözcü gazetesinden Nil Soysal'a konuşan 19'uncu Dönem İstanbul Milletvekili ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Başdanışmanı Güner, Özal'ın seveni kadar sevmeyeninin de çok olduğunu ifade ederek, "Özal alışılmışın dışında bir liderdi" ifadelerini kullandı.

Özal'ın Türkiye ekonomisinin dönüm noktalarından olan 24 Ocak kararlarını hazırlayan küçük ekiplerden biri olduğunu hatırlatarak, "Zaten 24 Ocak kararlarını uygulamak da ona nasip oldu. Aslında bu adeta bir devrimdi Türkiye'de. Bir işadamı, Amerikalı bir işadamı ile görüşmek için İstanbul'dan uçağa atlar, Atina'ya gider, oradan Amerika'daki işadamına telefon eder, sonra tekrar geri gelirdi. Türkiye, Özal'la birlikte oralardan bambaşka noktalara geldi. Ama ne yazık ki Özal yeterince anlaşılamadı. Daha da önemlisi; Türkiye'ye çağ atlatan Cumhuriyet döneminin en önemli liderlerinden biri olmasına karşılık, maalesef bugün yaşları 45-50'nin altında olanlar ve özellikle de genç nesil Özal'ı yeterince tanımıyor. Oysa Özal Atatürk'ten sonra Cumhuriyet döneminin en başarılı cumhurbaşkanıydı. Kafasındaki değişim planını ilk günden uygulamaya koydu. Hayali bile mümkün olmayan reformlara imza attı. Serbest pazar ekonomisi kurallarına geçilmesi, sermaye piyasası ve İMKB'nin oluşturulması, Türk Lirası'nın konvertibl hale getirilmesi hep onun zamanında oldu. Modern bankacılığa geçilmişti. Enerji ve telekomünikasyonda büyük atılım yapılmış, GAP, karayolları, otoyollar, havalimanları, limanlar, barajlar gibi altyapı yatırımları hızla tamamlanmıştı. İhracat teşvik edilmiş, kronikleşmiş döviz darboğazı sorunu ilk kez aşılabilmişti. Buna rağmen hayranları olduğu kadar, sevmeyenleri de vardı. Çok hızlı gerçekleştirilen reformlar ve değişim aynı hızla sindirilememişti ve Özal maalesef sürekli yıpratılmıştı. Ama bugün sevenlerinin arttığını, birleştirici, uzlaştırıcı yanının ve tonton tavrının aslında ne kadar önemli olduğunun daha iyi anlaşıldığını görüyoruz." dedi.

Güner'in Özal'a ilişkin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

– O gün Özal'ı sevmeyenler, bugün neden seviyorlar peki?

Demek ki bir özlem var, bir sıkıntı var. Zor bir dönemden geçiyoruz. Bugün vicdan sahibi herkes Özal hakkında bir değerlendirme yaparken, onun yaptıklarını şöyle bir gözünün önünden geçirmelidir ve ben geçirdiklerini düşünüyorum. Çünkü bugün Özal'a özlem duyan ve ona haksızlık yapıldığını düşünenler çoğunlukta. Zaten bunu kendisi de öngörmüştü. “ Beni 20 yıl sonra daha iyi anlayacaklar” diyordu.

– Siz nasıl tanıştınız Özal'la?

1961 yılıydı. ODTÜ'de İdari Bilimler Fakültesi birinci sınıftaydım. Bize modern matematik dersine giriyordu. Hocamızdı yani. Çalışkan olduğum için beni çok severdi. Sınav notlarını öğrenmeye filan evine giderdim. Yolda eve kadar birlikte yürür, sohbet ederdik. ODTÜ'de sol söylemler giderek artıyordu. Ama Özal çok farklı şeyler söylüyordu. O zaman, “Bu adam ileride mutlaka çok önemli biri olacak” demiştim kendi kendime.

– Evleri nasıldı?

Çok mütevazı bir evleri vardı. Bizim öğrenci yurdu Bülten sokaktaydı. Onlar da hemen yanımızdaki sokakta oturuyorlardı.

GAZETECİLER İŞİNİ YAPIYOR

– Eleştiren ya da aleyhinde yazan gazetecilere kızar mıydı?

Hiç kızmazdı. İfade ve basın özgürlüğü onun temel ilkelerindendi. Aslında o dönemde tam olarak anlaşılamamasında, yıpratılmaya çalışılmasında basının rolü büyüktü. Buna üzülürdü. Gazetelerin ilk baskıları bize akşamdan gelirdi. Hemen bakardık: “Şuna şöyle cevap verelim” filan diye yanına giderdik. “Bırakın” derdi… “Onlar işlerini yapıyor, biz de işimize bakalım” diye konuyu kapatırdı. Zaten Özal üç ünlü özgürlüğü vasiyet etti. Bunlar; düşünce ve düşünceyi ifade, din ve vicdan ile serbest teşebbüs özgürlüklerinin mutlaka yerine getirilmesi idi. Derdi ki; “Herkes ne isterse düşünür. Buna kimse karışamaz. Önemli olan düşünceyi ifade özgürlüğüdür.”

DEVAM EDİYOR...
DEVAMI

ORTADOĞU'DA HARİTANIN DEĞİŞECEĞİNİ BİLİYORDU

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD ve Avrupa'daki en yakın müttefiki İngiltere ile Türkiye arasındaki ilişkilerde, tarihin en parlak dönemini başlattı. ABD eski Başkanı George Bush'la dostluğunu aileler düzeyinde geliştirmişti. Başkan Bush, Özal'a “Kardeşim Turgut” diye hitap ediyor, ABD Başkanlığına yeni seçilen Clinton'la ilk görüşen liderlerden biri oluyordu. Amerikan emperyalizmine yaklaşımı, Turgut Özal'ın en çok eleştirilen tarafları arasındaydı… Engin Güner, Özal dönemdeki politikayı şöyle anlattı:

MASADA OLMAK…

“Özellikle sol kesim çok eleştirdi. Aslında Özal döneminde Türkiye'nin dış politikada yıldızı parlamıştı. Dış dünyada büyük saygınlığı vardı. ‘Uzlaşı, yüzyılımızın anahtar kelimesi' der ve tüm ilişkilerinde kavgacı, ayrımcı değil, tam tersine son derece hoşgörülü, uzlaşıcı ve yapıcı bir davranış biçimi izlerdi. Bu sayede yurt içinde dört farklı siyasi eğilimi birleştirmiş, yurt dışında da tüm ülkelerle sıcak dostane ilişkiler kurmuştu. Bu görüşler doğrultusunda Körfez Savaşı sonrası Camp David'e (ABD başkanlarının tatil misafirhanesi) gittiğimizde, stratejik işbirliği kurmuş ve uzun yıllar uygulamıştı. Özal, Ortadoğu'nun haritasının değişeceğini ve bugünleri de görmüş, Türkiye'nin mutlaka masada olması için gerekli girişimlerde bulunmuştu. O büyük bir vizyoner, demokrat, özgürlükçü ve inançlı büyük bir devlet adamıydı.

ÖZAL, ABD TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİ ÖNERDİ

– Turgut Özal, Başkanlık Sistemi'ni de önermiş ve çok tartışılmıştı…

Başkanlık Sistemi'ni kamuoyunda tartışılması amacıyla önermişti. Ama onun öne sürdüğü Başkanlık Sistemi'nin bugünkü ile alakası yoktu. Amerikan tipi bir başkanlık sistemi olmasını istiyordu. “Güçlü bir kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı şart” derdi ve bunları savunurdu. Özellikle de denetim-denge mekanizması olan bir başkanlıktan söz etmekteydi.

DEVLET BAKANINI AĞLAYARAK YÜCE DİVAN'A GÖNDERDİ

– Dönemin Devlet Bakanı İsmail Özdağlar'ı Yüce Divan'a yollamış ve 2 yıl hapis cezası almasını sağlamıştı. O olayın içyüzü neydi?

Bir devlet bakanıydı o bakan. 25 milyon liralık bir rüşvet iddiası vardı. Özal bunu duyar duymaz Adnan Kahveci'yi görevlendirdi. Kahveci o bakanla konuştu ve şüphelerini Özal'a bildirdi. Bunun üzerine çağırıyor o bakanı Çankaya Köşkü'ne. Bir yandan bisiklet üzerinde sabah sporunu yapıyor, bir yandan da soruyor. O da itiraf ediyor. Bakan gittiğinde kendini tutamıyor ve ağlıyor. Özal o bakanın Yüce Divan'a gönderilmesine ağlaya ağlaya, ama gözünü kırpmadan karar verdi.

KANAATİME GÖRE ÖZAL ECELİYLE ÖLDÜ

– Turgut Özal'ın ölümü çok tartışıldı…

Benim kanaatim Özal kesinlikle öldürülmedi. Tabii bunu ispat etmek mümkün değil. Biri ya da birileri onu zehirlemiş olabilir mi, olabilir. Ama bu ortaya çıkardı diye düşünüyorum. Bir devlet kurumu olan Adli Tıp'a güvenmek durumundayız. Onların verdiği raporda böyle bir zehirlenme yok. Mezarı açıldığında da gerekli incelemeler yapıldı ve hiçbir iz bulunamadı. Biraz vehim diyeyim. Hatırlarsanız; bazı çevreler bunu Ergenekon'a filan bağladı, o açıdan kullandılar. Benim samimi kanaatim; Özal'ın eceliyle öldüğü şeklinde.

OKLUK'TAKİ ÜTÜ ODASINI ÇALIŞMA OFİSİM YAPTIK

– Turgut Özal Cumhurbaşkanı olduktan sonra özellikle Okluk Koyu'ndaki konutun ihtişamı dillerden düşmezdi!..

O çok büyütülen, saltanat sürdüğü iddia edilen Okluk Koyu'ndaki konut aslında küçücüktü. 200 metrekare ya var, ya yoktu. Çok da sıcak olurdu. Üç oda bir salondan ibaretti. Bir de küçücük ütü odası vardı. O oda aynı zamanda benim çalışma ofisimdi. Özal'ın ise bir çalışma odası bile yoktu. Okluk'a gidildiğinde biz ailece karavanda kalırdık. Özal'la salondaki yemek masasında çalışırdık. Aslında bu tevazu onun örnek alınması gereken vasıflarından biriydi. İstese o konutu büyütemez miydi? Can Pulak, Özal'ın talimatıyla bütün sahili denetler, çivi çaktırmazdı. Özal, inançlı, sivil ve demokrat bir cumhurbaşkanıydı. Zaten demokratikleşme ve insan hakları alanlarında da en büyük atılımlar onun zamanında yapılmıştı. Kürtçe konuşma yasağının kalkması, TCK'nın 141, 142 ve 163'üncü maddelerinin kaldırılması, AİHM'in yargı yetkisi ve AİHM'e kişisel başvuru hakkının tanınması, işkence ile mücadele sözleşmelerinin imzalanması hep onun zamanında gerçekleşti.

SON GÜNLERİNDE ÇOK MUTSUZDU

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, son yurtdışı gezisini Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ne yapmıştı. 4 Nisan'da başlayıp 15 Nisan'da tamamladığı 11 günlük gezi Özal'ı çok yormuştu. Türkiye'ye döndükten 2 gün sonra da hayatını kaybetti. Engin Güner, Özal'ın son günlerine ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Çok mutsuzdu. Neden o kadar mutsuz olduğunu hiç kimse anlayamıyordu. Sonradan düşündüğümde; her halde sağlık sorunlarındandı diyorum. Kötü gittiğini görmüştü. Özellikle yurt dışı gezileri artık onu çok yoruyordu. Sağlığına da dikkat etmiyordu. Çok kilo almıştı. Hep diyet yapıyoruz filan dese de aslında yapmıyordu. Özal'ın yapmak istediği çok şey vardı. İkinci değişim planı vardı. O da devletin yeniden yapılanmasıydı…”

Yorumları göster